• BIST 1.153
    • Altın 501,789
    • Dolar 8,1553
    • Euro 9,6454

      The New York Times: Arap Baharında Türkiye'yi izleyin

      The New York Times: Arap Baharında  Türkiye'yi izleyin
           Yeni yıl, Irak’taki iktidara egemen olma yolunda Başbakan Nuri el Maliki’nin Şii güç gösterisi girişimi ve İran’ın füze yeteneği...

           Yeni yıl, Irak’taki iktidara egemen olma yolunda Başbakan Nuri el Maliki’nin Şii güç gösterisi girişimi ve İran’ın füze yeteneği gösterilerinin yanı sıra petrol ihracatının engellenmesi hâlinde Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehditleriyle başladı.

           Orta Doğu’ya yönelik bu bakış açısı, ABD ve İran’ın başının iç siyaset ve ekonomideki zorluklarla belada olduğu gerçeğinin gözden kaçmasına neden oluyor. Her ikisine de bölgedeki etkin Türkiye tarafından eş zamanlı olarak üstünlük sağlanıyor.

           Bununla beraber, ABD’nin bölgesel hâkimiyet konumu da gözden kayboluyor. Bugün sadece İsrail ve Arap monarşileri ABD’ye ana hamileri olarak bakıyor.

           Irak Kürdistan'ının, petrolünü Batı’ya ihraç edeceği bir nakil yoluna da ihtiyacı var. Her iki rolü de üstlenebilecek tek ülke Türkiye. Bu nedenle Kürdistan bölgesel yönetimi, Türkiye’deki etnik akrabalarını desteklemek yerine Kürdistan işçi Partisine (PKK) karşı sık sık Ankara’nın yanında yer aldı.

           Tüm bunlar, Türklerin 35 Kürt kaçakçıyı terörist sanıp öldürdüğü 28 Aralıktaki bombalama olayının Irak Kürdistan’ında neden küçük bir tepki yarattığını açıklıyor. Erbil sokaklarında Türkiye karşıtı protestolardan eser yok. Aksine, inşaat, yatırım, tüketici malları ve turistlerle Türkiye’nin varlığı her yerde fark ediliyor.

           Ayakta kalmak için Türkiye’ye bağımlı olan böylesine bir devlet, İran’ın (ABD ya da PKK) Türklerin işlerine müdahalesi açısından da bir engel teşkil edecek.

           Irak’ın güneyindeki durum ise tam tersi. Bu bölgede Türk, Amerikan ve Suudi müdahalelerine siper olacak İran destekli Şii Arap bir tampon ülke yaratılma aşamasında. Son iki haftada meydana gelen olaylar, Maliki’nin İran’ın “Bağdat’taki adamı” olduğu şüphelerini ortadan kaldırdı. Yine de geçen ay içinde Irak’ın fiili bölünmesine rağmen, Türkiye ve İran birbirinin etki alanı konusunda mücadele etmiyor.

           Arap baharı sonrası Türkiye ve İran, Kuzey Afrika’da da yeniden dirilen İslamcı hareketleri kendi aralarında paylaştılar. Türkler, Tunus ve Mısır’daki muzaffer “ılımlı” İslamcıları destekliyor. İran, Sünni olmalarına rağmen bozguncu Selefileri destekliyor. Mısır ve Tunus’taki seçimlerde ve Libya’daki milis kuvvetleri arasındaki iç çekişmede İslamcı görüşün her iki kanadı, Batı tarafından desteklenen laiklere ve liberallere karşı birbirlerini desteklediler.

           Kuzey Afrika’nın yerli Şii nüfustan yoksun olması ve “ılımlı” İslamcıların bölgede ana oyuncular olarak ortaya çıkmasıyla, Katar ile birlikte Sünni Türkiye, Kuzey Afrika’nın ekonomik ve siyasi hamisi olarak yükseliyormuş gibi görünüyor.

           Ayrıca Türkiye’nin İsrail-Filistin sorununa yaklaşımı da İran ile birleşiyor. 1950’lerden 2002 yılına kadar Ankara’daki laik askerî elitler Batı ile ayrıcalıklı ekonomik ve siyasi ilişkilerin tadını çıkardılar. İsrail ve NATO ile savunma alanında samimi ilişkiler geliştirdiler.

           O günden bu yana Türkiye, Batı’nın güvenlik yörüngesinden yavaş yavaş çıktı. İlk olarak 2003 yılındaki Irak savaşına karşı çıktı; sonra 2010 yılındaki Gazze Filosu uluslararası sularda, dokuz Türk’ün öldürülmesiyle sonuçlandı, bu durum Türkiye'nin giderek daha fazla şekilde Filistin tarafında yer almasına neden oldu.

           Türkiye ve İran, sadece Suriye’deki askerî çatışmanın zıt tarafındalarmış gibi görünüyor. İran ve destek çıktığı Hizbullah, Esad rejimini desteklerken, Türkler Suriyeli asileri eğitiyor, silahlandırıyor ve sığınma sağlıyor. Bu ihtilaf gerçek olmaktansa daha çok görünüşte bir ihtilaf. Esad sonrası parçalanmış bir Suriye’de Türkiye Sünnileri destekleyecek, İran ise Alevilerin hamisi olmayı sürdürecek. Bunun yanında her ikisi de nasıl bir rejim ortaya çıkarsa çıksın, mali ve stratejik çıkarlarını koruyacak bir yolu mutlaka bulacak.

           2011yılı boyunca Batı'nın İran nükleer tehdidine yönelik devam eden takıntısı, siyasilerin yeni Orta Doğu’da sahnelenen çarpıcı dinamikleri idrak etmelerini önledi. Michigan Üniversitesinden Mahmud Eyüb gibilerin, “Arap demokrasi dalgasının ötesinde, Türk-Pers geleceği” uyarıları çoğunlukla göz ardı edildi.

           Arap baharı, Arap ülkelerini büyük ölçüde zayıflatarak, parçalanmaya, yükselen federalizme ve dışarından sızmalara davetiye çıkardı. Geriye dönüp bakıldığında 1919 gibi 2011 yılının da, Orta Doğu’nun siyasi tabiatındaki şiddetli kırılmaları yansıttığı görülebilir.

           O zamanlar Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesinin ardından İngiltere ve Fransa, Arap Orta Doğu’yu kendi aralarında bölüşmüş ve İngiltere büyük ortak olmuştu. Bölgenin bugünkü yumuşak paylaşımında daha zayıf ve istikrarsız olan ortak İran. Arap baharının asıl galibi ise kuşkusuz yeniden dirilen Türkiye. 

       

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Hür Net Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0000 000 00 00 | Haber Yazılımı: CM Bilişim