• BIST 106.805
    • Altın 268,422
    • Dolar 5,6889
    • Euro 6,3007

      NICOLAS SARKOZY’NİN TÜRKİYE AÇILIMI

      NICOLAS SARKOZY’NİN TÜRKİYE AÇILIMI
            Ülkelerinde her şeye karar veren bir tarza sahipler. ABD’ye ait 2009 senesinin gizli belgelerinde (bu belgeler Wikileaks tarafından...

       

           Ülkelerinde her şeye karar veren bir tarza sahipler. ABD’ye ait 2009 senesinin gizli belgelerinde (bu belgeler Wikileaks tarafından ele geçirilmişti) Erdoğan “Türkiye’nin Sarkozy’si” olarak gösteriliyordu.

       

           Sarkozy ve Erdoğan, dobra kişilikleri ve popülist eğilimleriyle bazen uluslararası ortamlarda kavga çıkarmaktan çekinmiyorlar. Recep Erdoğan, Arap dünyasındaki popülerliğini 2009 yılında, Davos Forumu sırasında İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres’e çıkışarak kazandığını hiçbir zaman unutmadı.

           Fransa’nın, Orta Doğu’dan Afganistan’a çeşitli meselelerde daha iyi bir ortaklık sağlamak için Erdoğan yönetimiyle daha önce görülmemiş bir diyalog kurmaya çalıştığı şu sıralar, egolar önemli. Kasım ayının ortasında Türkiye’yi ziyaret eden Fransız Dışişleri Bakanı Alain Juppé, mevkidaşı Ahmet Davutoğlu’nu Suriye konusunu görüşmek üzere 1 Aralıkta Brüksel’de düzenlenen AB Dışişleri Bakanları Toplantısı’na davet etti.

           Bu sembolik hareket  -Arap Birliğinin o gün AB ile özel bir görüşme fırsatını tercih etmesi sebebiyle davetin sonuçsuz kaldığını belirtelim - Nicolas Sarkozy’nin dış politikası için önemli bir dönemeç oluşturuyor. Zira gerek Türkiye’nin Avrupa’daki yeri gerekse İran’ın nükleer faaliyetleri (Türk hükûmetinin 2010’da Brezilya ile birlikte Elysée Sarayı’nın yersiz kabul ettiği bir ara buluculuk deneyimi olmuştu) veya Türkiye, İsrail ve Kıbrıs arasındaki gerginlikler gibi önemli meselelerde Recep Erdoğan ile her konuda karşıt görüşteler.

           Libya savaşı durumun iyiye gitmesini sağlamadı. 2010 yılında Muammer Kaddafi İnsan Hakları Ödülü’nü kabul eden Recep Erdoğan, Libya’da bir dış müdahaleye tamamen karşı çıkıyordu. Yakın tarihte bu operasyonun yine “petrol amaçlı” yapıldığını ifade etti.

           Fransa Cumhurbaşkanı, Türk Başbakanı “her konuda bir provokatör” olarak görüyor. Küçük bir toplantıda “Birinin kendisine kafa tutması gerekiyor!” dediği biliniyor. 2009 yılına ait bir ABD belgesinde Nicolas Sarkozy’nin danışmanlarının, Recep Erdoğan’a duyduğu öfke yüzünden “Türkiye’nin renkleriyle ışıklandırılan Eyfel Kulesi’ni” pencereden görmemesi için uçağın yönünü değiştirdikleri bilgisi yer alıyor.

          Fransa Cumhurbaşkanı, Ankara’nın güçlü adamının muhafazakâr-İslamcı konuşmalarından kuşkulanıyor ve “Arap baharı”nın yaşandığı ülkeler için bir “Türk modeli”ne pek inanmıyor. Recep Edoğan’ın, Arap dünyasında her yere zorunlu Sünnilik ve otoriter sapmalardan oluşan kendi sisteminin bir örneğini yerleştirmeye çalıştığına inanıyor. Nicolas Sarkozy, Türkiye’nin 2009 yılında Danimarkalı Anders Fogh Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliğine ulaşmasını engellemeye çalışmış olmasını bir “İslamcı” tehlike işareti olarak değerlendirdi. Ankara’ya göre Danimarka, Hz. Muhammed hakkında karikatürler yayımlanmasına engel olmadığı için suçluydu…

           Recep Erdoğan ise Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin, Avrupa’nın doğudaki komşusunu seçmenlere sürekli bir Müslüman korkuluk gibi göstererek Türkiye ile bütün köprüleri yıktığını düşünüyor. Nicolas Sarkozy’nin Türkiye’nin jeopolitik anlamda Avrupa’ya getirebileceklerini göremediğini savunuyor. Bu mesele eskiye dayanıyor. Zira Nicolas Sarkozy, iç siyasette daima Türkiye karşıtlığına başvurmuş, ülkenin bir Avrupa ülkesi değil, bir “Küçük Asya” ülkesi olduğunu usanmadan tekrarlamıştır. Erdoğan’ın bir gün televizyonda “Sarkozy eninde sonunda yaptıklarından pişman olacaktır.” açıklamasını yaptığı duyuldu.

           Fransa ve Avrupa, avro krizi yüzünden “kalkınmakta olan” Türkiye tarafından iğneleniyor. On yıldır süren iktidarı sırasında Türk ihracatının dörde, kişi başına düşen millî gelirin ise üçe katlandığını gören Recep Erdoğan’ın partisi AKP’den bir temsilci, “Sizin ekonomik sorunlarınız bizde yok. Sarkozy’nin bunu hatırlaması gerekir!” diyor.

           Nisan ayında, NATO’da Libya operasyonunu felç edebilecek olan Fransa ile Türkiye arasındaki anlaşmazlığın çözümlenmesi için ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın müdahale etmesi gerekti.

           Paris, daha sonra Bingazi açıklarında konuşlandırılan iki Türk savaş gemisinin, Kaddafi rejimine uygulanan ambargoyu denetlemek yerine Libya muhalefetine silahların ulaşmasını engellemeye çalıştıklarını fark etti. Resmen sabotajdı…

           Sonuçta Nicolas Sarkozy, Türkiye’yi Libya operasyonunun başlatıldığı 19 Martta düzenlediği zirveye davet etmediği için pişman değil. Özelde “Karşı çıkan bir ülkeyi neden davet edelim ki? Türkiye’den neden bu kadar korkuluyor ki?” dediği biliniyor. Ankara ile ilişkilerini sıkı tutan Obama yönetimi, Türkiye’nin davet edilmemesine tepki göstermişti.

           Fransa, bu atışma ortamında yeni bir yön çizmeye çalışıyor. Nicolas Sarkozy, sonunda 80 milyon nüfuslu Türkiye’nin hiçe sayılmayacak kadar Orta Doğu için önemli, hırslı ve aktif bir ülke olduğunu kabullenmek zorunda kaldı. Bu arada Türkiye’nin yoğun ekonomik girişimlerde bulunduğu Orta Doğu’da, Kuzey Afrika’da ve Sahel’e kadar, Paris ile Ankara arasında bir çeşit rekabet ortaya çıktı.

           Nicolas Sarkozy’nin eylül ayında David Cameron ile birlikte Erdoğan’dan önce Libya’ya gitmek için acele etmesi bu durumun göstergesiydi. Türk lider, Arap isyanının yaşandığı ülkeleri ziyaret etmiş ve bir yıldız gibi karşılanmıştı. Sarkozy, başka ülkelerin askerî çabalarının meyvesini toplamaya çalıştığına inanıyordu.

           Bugün bir yakınlaşma için en uygun konu Suriye: İki ülke, Arap Birliği, yaptırımlar ve “tampon bölge” veya “insani koridor” gibi henüz belirsiz olan fikirlere dayanarak Beşar Esad rejiminin sonunu getirmek için uzlaşmış görünüyor. Suriye’nin bir zamanlar manda yönetimi altında olduğu Fransa bir yandan, özellikle de Libya meselesinden sonra, bir sorumluluğu olduğunu düşünüyor ve ayrıca İran’ı müttefiki olan Esad rejiminden mahrum bırakmak istiyor. Diğer tarafta “yeni Osmanlı” yönelimi doğrultusunda hareket eden Türkiye, hem mülteci akınından hem de Kürtlerin Şam rejimi tarafından kullanılmasından endişe ediyor.

          Arap isyanları, dış politikanın fikir babası Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye için uzun süre savunduğu komşularla “sıfır sorun” politikasını silip geçti. Sarkozy ile Erdoğan arasında sonuçta bir ortak nokta daha var: Ayaklarına kırmızı halı serdikleri Şam ve Trablus’un zengin ve despot liderlerini göndermeye ant içtiler.

           Fransa Cumhurbaşkanı, Fransa ile Türkiye arasında yakınlaşma sağlanması için Alain Juppé’yi görevlendirdi. Barack Obama’nın kendisine her görüşmede Erdoğan’ın “dostu” olmasını önermesini duymaktan sıkıldı. Alain Juppé’nin şansı, “Türk dostu” bir imaja sahip olmasıdır. Kendisi yıllardır İstanbul’da Galatasaray Üniversitesinin bir komitesinin üyesidir. Kasım ayının ortasında Türkiye’ye dikkati çeken bir ziyaret gerçekleştirdi. Kendisiyle neredeyse bir saat görüşen Recep Erdoğan oldukça nazik davrandı. Boğaz manzaralı bir restoranda ise eski bir profesör olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile buluştu: İki aydın gayet sakin bir şekilde sohbet etti.

           Alain Juppé, bu ziyaret için acele etmedi. Zira Nicolas Sarkozy’nin şubat ayında Ankara’ya G20 Zirvesi’nin hazırlıkları için yaptığı ve tamı tamına 300 dakika süren ziyaretin yarattığı kötü izlenimden sonra bu gerekliydi. Biraz zaman geçmesi, Nicolas Sarkozy’nin ekim ayında Ermenistan ziyareti sırasında Türkiye’yi “tarihini gözden geçirmeye” davet etmesinin ardından da önemliydi. Ankara, Sakozy’nin açıklamalarına karşılık “Fransa’nın ders vermeye kalkışmadan önce kendi sömürgeci geçmişiyle yüzleşmesini” tavsiye etmişti.

           Türk yetkilileri, Alain Juppé’nin ziyareti sırasında yaptığı açıklamalardan, özellikle Senatonun yakın tarihte 1915 Ermeni soykırımının inkârının cezalandırılmasını öngören yasa tasarısını kabul etmeyeceğini dikkate aldılar. Konuşma başka yönlere kayabildi: Örneğin Fransızların bir nükleer santrale ilişkin teklifine… Bu ziyaret öncesinde Claude Gueant, PKK’nın Fransa yapılanmasına karşı polisiye önlemlerin artırılacağına dair söz vermişti.

           Fransa ile Türkiye barışma yolunda mı? Crisis Group’un Türkiye uzmanı Hugh Hope bu ilişkiyi “boşanmış” ve yeniden bir araya gelmeye çalışan bir çiftin ilişkisine benzetiyor. Nicolas Sarkozy’nin “şahsen bir jest yapmayarak bir fırsat kaçırdığını” düşünüyor. Hope, Türkiye’nin İslamcı kriterlere göre değil, çıkarları doğrultusunda – yani ideolojiden önce ekonomik gelişim yönünde – hareket ettiğini” belirtiyor ve söze şöyle devam ediyor: “Türkiye, Orta Doğu’da her şeyi yapamaz ancak yararlı olabilir ve Obama bunu çok iyi anlamış durumda. Fransa, oldukça hassas olan ve yeniden Avrupa’ya yönelmek isteyecek olan Türk toplumu üzerinde büyük bir etkiye sahip.” Ancak AKP içinde 2012’den sonra Sarkozy yönetimde olmazsa her şeyin çok daha kolay olacağını düşünenler var.

           Orta Doğu kartlarının yeniden dağıtılması, Fransa’nın meselelerin içinde olabilmesi için Nicolas Sarkozy’yi Recep Erdoğan ile bir geçici uzlaşma arayışına doğru itiyor. Fransa’nın bu girişimi şartlara bağlı bir açılım olarak mı, yoksa daha derin bir yakınlaşmanın ilk belirtileri olarak mı değerlendirilmeli? Suriye konusunda bir yere varılabilecek mi? Erdoğan’ın yakın tarihte Elysée Sarayı’na davet edilmesi beklenmiyor. Fransa Cumhurbaşkanı, Haziran 2008’de Türk lideri Paris’te düzenlenen Akdeniz İçin Birlik Zirvesi’ne getirtmekte çok zorlanmıştı. Üç yazılı mektup yeterli olmayınca, bir de telefon açmak gerekmişti.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Hür Net Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0000 000 00 00 | Haber Yazılımı: CM Bilişim