• BIST 99.839
    • Altın 260,241
    • Dolar 5,6960
    • Euro 6,4021

      İSLAMİ DALGA VE TÜRK MODELİ

      İSLAMİ DALGA VE TÜRK MODELİ
            El Fetihli laiklerin rahatlıkla kazanacağı inancıyla bu seçimler, Bush başkanlığındaki Amerikan yönetimi tarafından ısrarla...

       

           El Fetihli laiklerin rahatlıkla kazanacağı inancıyla bu seçimler, Bush başkanlığındaki Amerikan yönetimi tarafından ısrarla istenmişti. Ancak ebu Mazin'in şüpheli garantilerine Gazze'nin köktencilerinin vaatlerini tercih eden Filistin'in çok sayıdaki Hristiyan Arap’ının getirdiği sürpriz gibi, bir dizi ek sürprizle birlikte tam tersi oldu.

           Bu gelişmenin verdiği dersin, pek yakında gerçekleşecek, hoş karşılanmayacağı kesin ama hiç şüphesiz gerçekçi bir senaryoyu ortaya koyması gerekiyordu. Diktatör ve tiranlardan kurtulan veya reformculuğu ve ivedilikle yapılacak özgür (yahut hemen hemen özgür) seçimleri tercih yoluyla şiddet ve kafa koparmaya engel olan Akdeniz'in güney yakasındaki ülkelerin tamamında yaşananlar oldukça basit: Hâlihazırda seçim yapılan yerlerde İslamcı partiler kazanmış durumda ve hatta Mısır'daki seçimlerin ilk sonuçlarından anlaşıldığı üzere kimi durumlarda ezici bir zafer kazandı. Şimdi, diğer Arap halkları oy kullanmaya gittiğinde her yerde gerçeğe dönüşecek benzer bir neticeden emin olunabilir.

           Edinilen ilk görüş, artık aşikâr. Yıllardır kullanılan ve soğuk savaş zamanına ve belki de 11 Eylül 2001 saldırıları sonrası döneme uygun düşen analiz araçlarının tamamının güncellenmesi gerekiyor. Bazı durumlarda ise yeniden ayarlanmaları gerekiyor çünkü yeni, önemli ve karmaşık bir gelişmeyle karşı karşıya bulunuyoruz: Siyasî İslam'ın genel başarısı. İleri görüşlü bazı bilim adamları, Arap ulusal devletlerinin nihai batışının artık çok yakın olduğunu öngörmüşlerdi. Bunun nedeni, hem bu devletleri temsil eden rejimlerin zayıf düşmesinde hem de neredeyse görülmez olmaya mecbur bırakılan halkların hareketlerini frenlemenin imkânsızlığında yatıyordu: Çünkü bu halklar, şimdiye dek mahrum bırakıldıkları değerler, fırsatlar ve umutları, küreselleşen dünyada yeniden keşfetmişti. Değişim, sivil toplum ve şu üç unsurun başarısıyla hız kazandı: Gençler, kadınlar ve internet ağı. Aslına bakılırsa ayaklanmaların getirdiği siyasî kâr, bu isyanları yürütenlere geri dönmedi ama muhtelif rejimler tarafından itildikleri hudut noktasından veya yasa dışılıktan çıkan ve iktidarı ele geçirmeye hazır görünen, çok daha organize güçlere gitti.

           Kolay bir geçiş olmayacak ve aşırı uç sapmalar olması riski ihtimâl dışı bırakılamaz. Ancak Tunus, Fas, Mısır ve muhtemelen yarın Libya'da da yükselmekte olan partilerin koordinatları, ciddi şekilde düşünmemizi salık veriyor. Kazanan güçlerin ve hareketlerin adları bile belli bir modeli çağrıştırıyor: Ilımlı İslamcı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türk partisi AK Parti (Adalet ve Kalkınma). Olağanüstü bir ekonomik büyümeye sahip, bölgedeki bütün enerji koridorlarının stratejik kavşağında bulunan, mağrur ama kesinlikle etkili bir dış politika ile donanmış bir ülkenin dümeninde bulunan iddialı Başbakan, Akdeniz'in egemen gücünün lideri hâline (bu tahminde bulunanların sayısı yüksek) gelebilir.

           Erdoğan'ın dikkatinin, geçmişteki son derece laik Türkiye'nin hiç sahip olmadığı bir dikkatle Arap dünyasına ve daha genel anlamda Müslüman dünyasının üzerinde olduğu bir sır değil. Gösterilen bu dikkate, özgürlüğün tadına varmaya başlayan halklar ve siyasî güçler tarafından sıcak bir şekilde mukabele ediliyor. Hatta her şeyin başladığı noktaya geri dönüldüğü bile söylenebilir. Osmanlı İmparatorluğu, özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında, uçsuz bucaksız topraklarında göreceli bir özerklik örneği ve kültürünü yaymıştı: Hristiyan Marunilerin edindikleri kıymetli diplomatik ve ticarî deneyimi Babıali'ye sundukları zaman Libya'da yaşanan gelişme buna örnek gösterilebilir. Bu, Milano Cattolica Üniversitesinden Profesör Giorgio Del Zanna'nın “I Cristiani e il Medio Oriente dal 1798 al 1924- 1798'den 1924'e Kadar Hrıstiyanlar ve Orta Doğu” adlı güzel kitabında titizlikle yeniden kurgulanıyor. Bugün, İmparatorluğun sona ermesi, Kemal Atatürk'ün istediği Cumhuriyet'in kurulması ve ılımlı İslamcı bir partinin zaferinin (tasavvur edilemez görünüyordu) ardından Ankara, bir model veya en azından bir ilham kaynağı hâline gelerek Osmanlı nüfuzunun antik yollarını katetmeye geri dönüyor.

           Ancak laik kurumları, dinle devlet arasındaki belirgin ayrımıyla ve dinî bir temele sahip olmakla birlikte çağdaş bir fikir ve faaliyet üreticisi hâline gelen AK Partisiyle Türkiye, demokratik bir ülke. Arap dünyasında ise henüz bu anlamda geride olunduğu kesin. Tabii ki Mısır'ın diğer ülkelere kıyasla yapısının sağlamlığından, Tunus'un Fransız sömürgesi olduğu dönemden miras kalan bir yönetici sınıfının bulunmasından ve Fas'ın reformculuğun değer ve gerekliliğini tanıdığından şüphe edilemez. Ancak şimdilik hiçbirisi Türk siyasî sisteminde kendisini şekillendiremez. Arap dinî partilerinin zaferleri bir yönü işaret ediyor ama katetmek niyetinde oldukları yolu yahut gerçekleştirmek istedikleri programı işaret etmiyor. “Arap baharları” ülkeleri denilen bazı ülkelerde elde edilen seçim sonuçlarının önümüze koyduğu ikilem de bu: Bir ıstırap nedeni hâline gelmemesini umduğumuz, gerçek bir ikilem.

      BYEGM

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Hür Net Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0000 000 00 00 | Haber Yazılımı: CM Bilişim