Perşembe, 28 Ağustos 2014

Gözler İsrail'e çevrildi

Suriye'nin BM Kimyasal Silahlar Konvansiyonu’na katılmak istediğini bildirmesinin ardından İsrail'in de benzer bir adım atıp atmayacağı merak ediliyor.

 

Esad rejimi üzerindeki uluslararası baskı etkisini gösterdi. Zehirli gaz kullanmakla suçlanan Suriye, ekim ayında BM Kimyasal Silahlar Konvansiyonu'na katılmak istiyor. Suriye de katılırsa, konvansiyona dâhil olmayan ya da imza attığı halde yükümlülükleri yerine getirmeyen sadece altı ülke kalıyor: Mısır, Angola, Güney Sudan, Kuzey Kore, Myanmar ve İsrail.

Suriye'nin adımından sonra İsrail'in de hangi oranda kimyasal silah sahibi olduğunu açıklaması ve eğer varsa bunları tıpkı Suriye gibi imha etmesi gerektiği konusunda sesler giderek yükseliyor. Sol liberal İsrail gazetesi Haaretz'in 16 Eylül tarihli bir makalesinde, "İsrail, gelecekte kendini Suriye'nin şimdiki durumunda bulur ve Kimyasal Silahlar Konvansiyonu, uluslararası baskı altında onay verirse yazık olur" ifadeleri yer aldı.

Şu ana dek uluslararası toplumun, İsrail hükümetinin anlaşmaya uyması yönündeki beklentileri boş çıktı. Berlin merkezli Bilim ve Politika Vakfı'ndan Ortadoğu uzmanı Guido Steinberg için bu, İsrail'in aslında kimyasal silahlara sahip olduğunun bir göstergesi: "İsrail, Kimyasal Silahlar Konvansiyonu'nu imzaladığı halde yürürlüğe koymadı. Bu da sadece denetimden kaçınmak istediğinde ve kimyasal silahlara sahip olduğunda mantıklıdır. Ancak sonuç olarak sadece İsrail'in nükleer silah sahibi olduğunu biliyoruz. Kimyasal silahlar konusunda kesin bir bilgiye sahip değiliz."

CIA'in İsrail raporu

Foreign Policy adlı Amerikan dergisinin son sayısında atıfta bulunulan ABD gizli servisi CIA'in 1983 tarihli bir raporu, İsrail'in kimyasal silah sahibi olduğuna dair işaretler taşıyor. Raporda, Necef Çölü'nde zehirli gaz üretim tesislerinin bulunduğu ve İsrail'in sinir gazı, zehirli hardal gazı ve ayaklanmalarda kitleleri kontrol etmeye yarayan kimyasal maddelere sahip olduğundan bahsediliyor.

Derginin haberine göre CIA, o dönem İsrail'de özellikle sarin gazının varlığına dair ipuçları buldu. Suriye de 21 Ağustos'ta sarin gazı kullanarak bin 400 kişiyi öldürmekle suçlanıyor. İsrail'in ayrıca 2009 yılında Gazze Şeridi'ne düzenlediği bir operasyon sırasında fosfor kullandığından şüpheleniliyor.

Uzmanlar, İsrail'e yönelik baskının artıp artmayacağı konusunda emin değil. Marburg Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nden Raşid Üveysa, Deutsche Welle'ye verdiği demeçte, "Bunun sadece sözde böyle olduğu görüşündeyim. Şu anda Suriye üzerindeki gibi bir uluslararası toplum baskısı İsrail üzerinde olmayacaktır" şeklinde konuştu.

Bilim ve Politika Vakfı'ndan Guido Steinberg ise gelecek dönemde baskı artsa bile, bu durumun İsrail'i çok fazla etkilemeyeceğini düşünüyor: "Önemli olan Amerikan yönetiminin nasıl tepki vereceği ve o da İsrail üzerinde baskıyı kesinlikle yoğunlaştırmayacaktır. Ve Avrupalıların güvenlik konusundaki düşüncelerini de İsrail çok fazla umursamıyor.”

'İsrail tartışılmamalı'

İsrail, kimyasal ya da nükleer silah fark etmez, silah envanteri konusunda hiçbir bilgi vermeme politikası izliyor. Steinberg, Beşar Esad'ın Kimyasal Silahlar Konvansiyonu'na katılmaktaki amaçlarından birinin de uluslararası toplumun dikkatini İsrail'e yöneltmek olabileceği görüşünde. Bu tuzağa düşülmemesi gerektiğini savunan Steinberg, söz konusu olanın Suriye'nin kimyasal silahlarının yok edilmesi olduğunu belirtiyor.

Raşid Üveysa da kimyasal silah sorununda İsrail'in aradan çıkarılmasını tavsiye ediyor ve önce Suriye, ardından Kore, Hizbullah ve Mısır'ın gündeme gelmesi gerektiğini ifade ediyor. Üveysa, İsrail'in Esad rejimiyle kıyaslanamayacağını düşünüyor ve "İsrail, dünya sisteminde kabul edildi ve yaptığı tüm aptallıklara ve tüm haksız tutumlarına rağmen iyi bir görünüme sahip" diyor

elektronik sigara full film izle