• BIST 99.839
    • Altın 260,241
    • Dolar 5,6960
    • Euro 6,4021

      Gül: Suriye Yönetimine Güvenimiz Kalmadı

      Gül: Suriye Yönetimine Güvenimiz Kalmadı
      ''Avrupa'daki 1848 ve 1989 devrimlerini çağrıştıran bu demokrasi dalgasının, artık geri çevrilemez bir nitelik arz etmekte olduğunu'' ifade eden Gül,...

      ''Avrupa'daki 1848 ve 1989 devrimlerini çağrıştıran bu demokrasi dalgasının, artık geri çevrilemez bir nitelik arz etmekte olduğunu'' ifade eden Gül, bölgedeki değişim ihtiyacına 2003 yılında Tahran'da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada dikkati çektiğini hatırlattı. 


      O gün, meslektaşlarına, mevcut yönetimlerin bölge halklarının meşru taleplerine cevap vermekte yetersiz kaldığını, bu şartlar altında halkın tepkisinin veya dış müdahalenin önüne geçmek için samimi reformlar yapılması gerektiğini anlattığını belirten Gül, şöyle konuştu: 
          
      ''Yıllarca, baskı, korku, işgal, yoksulluk ve yolsuzluğun kıskacında acı çeken bölge halkları, nihayet geleceklerini kendi ellerine almaya ve tarihi yakalamaya karar vermişlerdir. Bu mücadele, özgürlük ve adalet kadar, milli onur ve özgüvenin de yeniden kazanılması mücadelesidir. Bölge halkları, yaşadıkları tarihi dönüşüm sürecinin başarıya ulaşması için bir ilham kaynağı olarak gördükleri Türkiye'yi yakından takip etmektedirler. Dost ve kardeş bölge halklarının bu tarihi ve şerefli mücadelesinde, Türk milletinin yanlarında olduğunu bu kürsüden bir kez daha ilan etmek istiyorum. Ülkemizin bu anlayışla yaptığı ekonomik, siyasi ve askeri katkılar gerçekten takdire şayandır. 
           
      Bu vesileyle önce, Libya'daki 25 bin vatandaşımızın ve çok sayıda yabancının tahliyesinde, bilahare, icra edilen NATO operasyonlarında gösterdikleri üstün başarı ve fedakar çalışmalardan dolayı, tüm sivil ve askeri makamlarımızı kutluyorum. Demokratik değişim yönünde büyük fedakarlıklarla önemli bir merhaleyi geçen Libya halkının, artık ideolojik ve kabile temelli çekişmeleri ardında bırakarak, milli birlik ve bütünlüğünü tahkim etmesi en büyük temennimizdir.'' 
          
           -SURİYE- 
           
      Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasında Suriye'deki gelişmelere de değindi. Gül, sözlerini şöyle devam etti: 
          
      'Öte yandan, üzülerek ifade etmek isterim ki son yıllarda en büyük siyasi ve diplomatik yatırım yaptığımız komşumuz Suriye'nin, bölgedeki gelişmeleri doğru tahlil etmekte geç kaldığını görüyoruz. Türkiye olarak her zaman Suriye halkının mutlu, Suriye devletinin ise güçlü olmasını istedik ve bu doğrultudaki politikaları samimiyetle yürüttük. Ne var ki Suriye yönetimi nezdindeki açık ve kapalı tüm girişimlerimize rağmen, ülkede kardeş kanı akmaya devam etmektedir. Kendi halkına karşı baskı ve şiddet kullanmayı sürdüren Suriye yönetimine artık güvenimiz kalmamıştır. Türkiye her halükarda, kadim dostu Suriye halkının yanında olacaktır.'' 
           
           -''Bölgede Sünni-Şii ayrımı eksenindeki tehlike...''- 
           
      Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da yaşanan bu tarihi değişimin, barış, istikrar ve refaha tahvil edilmesi için sadece Türk resmi makamlarının değil, siyasi partiler, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarının da bu ülkelerde aktif çaba göstermeleri gerektiğini kaydeden Gül, ''Söz konusu çabalarımızda, kardeş ve dost ülkelerin istikrar, adalet, demokrasi ve kalkınma süreçlerine her seviyede yardımcı olmalıyız. Ayrıca, Arap Baharı'nın kazanımlarının kalıcı olması için tüm bölgeyi kapsayacak bir 'ekonomik işbirliği mekanizması' ile 'güvenlik mimarisi' oluşturulmasına öncülük etmeliyiz'' dedi. 
           
      ''Bugünlerde bölgede Sünni-Şii ayrımı ekseninde içten içe derinleşen büyük bir tehlikenin zuhur ettiğini gördüğüne'' dikkati çeken Gül, bölgenin enerjisini ve kaynaklarını heba edecek bu tehlikeli sürece engel olunması gerektiğini bildirdi. 
           
      Gül, ''Buradan, İslam dünyasında böylesi ilkel bir ayrışmadan nemalanmaya çalışan kötü niyetli güçlerin kışkırtmalarına alet olan tüm yönetimlere ve örgütlere de seslenmek istiyorum: İslam dünyasını, 21. yüzyılda adeta Orta Çağ Avrupası'nın karanlıklarına döndürecek bir sürece izin vermeyiniz'' diye konuştu. 
           
           -''İsrail, yeni siyasi iklimi takip ve analiz etmeli''- 
           
      Bu tarihi olayların, hala bölgede kaynamaya devam eden temel meselelerden birisinin, Arap-İsrail ihtilafı olduğu gerçeğini unutturmaması gereğine işaret eden Gül, şunları söyledi: 
           
      ''Bu meyanda, Filistin halkının kendi devletinin tanınması yolunda verdiği mücadeleye ülkemizin sağladığı destek, Filistin ile olan kardeşlik bağlarımızın ve tarihi mesuliyetimizin bir icabıdır. Öte yandan, bölgedeki yeni siyasi iklimi en dikkatli takip ve analiz etmesi gereken ülke İsrail?dir. Zira, bölgedeki demokratik ve demografik dinamikler İsrail?in aleyhine gelişmektedir Başkenti Kudüs olan bağımsız ve onurlu bir Filistin devletinin kuruluşunu, işgal, zorbalık ve toprak gasbıyla engellediği; işgal ettiği Arap topraklarından çekilmediği sürece, İsrail?in gerçek barış ve güvenliğe ulaşması imkansızdır. İsrail'in stratejik bir yaklaşım sergilemediği bir başka konu da ülkemizle ilişkileridir. İsrail, haklı taleplerimiz bağlamında gerekli adımları atmadığı müddetçe, ilişkilerimizin normalleşmesi söz konusu değildir.'' 
           
           -''Dünya barışına katkı iradesi...''- 
           
      Gül, 2011 yılının, dost ve kardeş Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının 20. yıldönümü olduğunu belirterek, kardeş ülkelerin son 20 yılda bağımsızlığın pekiştirilmesi ve ekonomik kalkınma yolunda katettikleri muazzam ilerlemeden, millet olarak büyük bir sevinç duyulduğunu ifade etti. ''Sevinç ve kederlerini yüreğimizde hissettiğimiz Türk cumhuriyetlerindeki kardeşlerimizin, önümüzdeki yıllarda daha güçlü devletler ve demokratik toplumlar olarak, nice büyük başarılara ulaşmalarını samimiyetle temenni ediyorum'' diyen Gül, konuşmasını şöyle sürdürdü: 
           
      ''Ülkemizin dünya barışına katkı yapma yönündeki iradesi ve artan etkinliği tüm dünyada takdirle karşılanıyor. Bu bağlamda, birçok karmaşık sorunun çözümünde ülkemizin katkılarının fark yaratmasından büyük memnuniyet duyuyorum. Türkiye'nin, Kafkaslar, Balkanlar, İran, Irak, Afganistan, Pakistan, Lübnan, Filistin ve Somali?yle ilgili pek çok meselede, öncülük ettiği ya da katıldığı diyalog ve işbirliği süreçleri, bu bölgelerdeki barış ve istikrar çabalarına en anlamlı katkıyı yapan mekanizmalar haline dönüşmüştür. 
           
      Diğer taraftan, ülkemizin artan imkan ve kabiliyetlerini küresel bir sorumluluk anlayışı içinde kullandığı bir başka alan da küresel kalkınma çabalarına verdiği destektir. Bu çerçevede, BM'nin kalkınma alanındaki en temel forumlarından biri olan En Az Gelişmiş Ülkeler Zirvesi'ne ev sahipliği yapmış olmaktan büyük memnuniyet duydum. En az gelişmiş ülkelerin üçte ikisini oluşturan Afrika, kendi kaderine terk edilmemesi gereken bir kıtadır. Bu bağlamda, 20 yıldır yaşanan iç savaşın pençesinde kıvranan Somali'de baş gösteren açlık felaketi tüm insanlığın ayıbıdır. Asil milletimiz 150 küsur yıl önce Büyük İrlanda Kıtlığı gibi pek çok afet dolayısıyla gösterdiği alicenaplığı, bu kez Somali için sergilemiştir. Bu vesileyle, Somali kampanyasına büyük şevkle katılan halkımızı en içten duygularımla tebrik ediyorum. 
           
      Son dönemde Endonezya, Haiti, Pakistan ve Japonya?da pek çok doğal ve çevre felaketlerine tanık olduk. Felaketlerin boyutları çoğu kez en güçlü devletlerin dahi altından kalkamayacakları niteliktedir. Bu nedenle, geçen yıl yapılan BM Genel Kurulunda, açlık, kuraklık, salgın hastalıklar ve doğal afetlerle mücadele etmek için 'Küresel Acil Mukabele Yeteneği' kurulması çağrısında bulunmuştum. Memnuniyetle ifade etmeliyim ki BM Genel Kurulu bu çağrımıza cevap vermiş ve geçtiğimiz Haziran ayında kabul ettiği bir kararla 'HOPEFOR' adıyla bir gücün ihdas edilmesi sürecini başlatmıştır.'' 
          
           -''AB liderlerinin stratejik miyopluğu...''- 
           
      Ortak değerler temelinde, Türkiye'nin güçlü müttefiklik bağlarıyla bağlı olduğu ülkelerle ilişkilere büyük önem verildiğini anlatan Gül, ''Bu çerçevede, pek çok küresel ve bölgesel meselede benzer vizyonları paylaştığımız ve işbirliği yaptığımız, müttefikimiz ABD ile ilişkiler özel bir yer tutmaktadır. Yine, bir parçası olduğumuz Avrupa, ülkemizin en köklü, kapsamlı ve çok boyutlu ilişkilere sahip olduğu kıtadır. Pek çoğu müttefikimiz ve önde gelen ticari ortağımız olan Avrupa ülkeleriyle, yoğun siyasi, ekonomik, askeri, bilimsel, kültürel ve beşeri münasebetlerimiz vardır'' diye konuştu. 
          
      Gül, 2007 Ağustos ayında başlayan küresel ekonomik kriz ve Avro bölgesinde halen devam eden istikrarsızlığın, Avrupa'nın içine kapanmasına yol açtığını, bu durumun ortaya çıkmasında, bazı AB liderlerinin stratejik miyopluğu da rol oynadığını söyledi. Küresel ağırlık merkezinin Asya'ya doğru meylettiği, Arap Baharı nedeniyle demokratik genişlemenin Avrupa'nın doğusu ve güneyine doğru kaydığı bir ortamda, AB'nin bu içe kapanıklığının, ileride ciddi stratejik maliyetlere yol açmasının kuvvetle muhtemel olduğunu ifade eden Gül, şöyle konuştu: 
           
      ''AB ile münasebetlerimiz bağlamında, daha önce de değişik vesilelerle tekrarladığım gibi, stratejik önceliklerimizden asla taviz vermeden, müzakereler konusunda üzerimize düşenleri kararlılıkla yerine getirmeliyiz. Zira, bugün ulaştığımız ekonomik istikrar ve gerçekleştirdiğimiz demokratik reformlarda AB müzakere sürecinin çok önemli katkıları olduğunu unutmayalım. Netice olarak, tıpkı Norveç gibi müzakereleri başarıyla tamamlamamıza imkan verilmesini muhataplarımızdan kararlılıkla talep etmeliyiz. Unutmayalım ki müzakere süreci tamamlandığında, AB'ye katılım konusundaki kararı, sadece AB halkları değil, Türk halkı da verecektir. 
           
      Bu arada, pek çok AB üyesinin arkasına sığındığı Kıbrıs sorununda, uzlaşma iradesinden yoksun tarafın, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi olduğu herkes tarafından bilinmelidir. Herkesin malumu olduğu üzere, Ada'nın birleşmesi için yürütülen müzakerelerde Türk tarafı olarak her türlü çabayı gösterdik. Tüm uluslararası camianın desteklediği Annan Planı'nı reddetmelerine rağmen, Rum tarafı AB'ye üye olabildi. Bu süreçte pek çok önde gelen AB ülkesinin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin AB'ye, Ada'nın tamamını temsil etmeden, eksik girdiğine dair yayınladıkları deklarasyon ve beyanlar hala arşivlerdedir.'' 
           
           -''AB'nin zafiyeti...''- 
           
      AB ilk defa, kendi iç sorunlarını çözmemiş, ülkesinin tamamını temsil etmeyen bir yönetimi bünyesine alarak, kendi ilkelerini ihlal eden bir politika izlediğini belirten Gül, ''Şimdi böyle bir 'yarım yönetim'in, 2012'nin ikinci yarısında AB'ye Başkanlık yapıyor duruma gelmesi, AB'nin zafiyetini gösterecektir. Bu, AB tarafından da sorgulanması gereken bir husus olmalıdır'' diye konuştu. 
          
      Çok daha önemli bir noktanın ise, AB'nin tüm bu olup bitenleri normal gibi görmesinin, müzakerelerin sürdüğü bir ortamda, Rum yönetiminin çözüm için hiçbir mecburiyet hissetmemesine yol açması olduğunu bildiren Gül, sövzlerini şöyle tamamladı: 
          
      ''Bunun da AB'yi çözümsüzlüğün en büyük cesaretlendiricisi durumuna düşürdüğü aşikardır. Bu şartlar altında, korkarım ki AB, Ada'da birleşmeyi tamamen imkansız kılacak bir sürecin başlamasının müsebbibi olacaktır. Böyle bir sürecin doğurabileceği neticeleri, herkesin er ya da geç kabullenmek zorunda kalacağını şimdiden hatırlatmak isterim. Türkiye'nin Doğu Akdeniz?de tüm milli çıkarlarını korumak için gereken her türlü tedbiri alacağından da hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır.'' 
           
      Cumhurbaşkanı Gül'ün konuşmasının tamamlamasınından TBMM Başkanı Cemil Çiçek, birleşime ara verdi.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Hür Net Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0000 000 00 00 | Haber Yazılımı: CM Bilişim