• BIST 99.839
    • Altın 260,241
    • Dolar 5,6960
    • Euro 6,4021

      AVRUPA TÜRKİYE İÇİN CAZİBESİNİ YİTİRİYOR

      AVRUPA TÜRKİYE İÇİN CAZİBESİNİ YİTİRİYOR
           Türkiye’nin karizmatik Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 2002 yılında iktidara geldiğinde Türkiye’nin Avrupa Birliğine (AB) girmesini...

           Türkiye’nin karizmatik Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 2002 yılında iktidara geldiğinde Türkiye’nin Avrupa Birliğine (AB) girmesini en önemli hedefi olarak göstermişti. Ülkeyi Batı’ya kenetlemeye kararlı olan Erdoğan’ın ilhamını İslam’dan alan Adalet ve Kalkınma Partisi azınlıkların haklarının iyileştirilmesi ve ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaların yumuşatılması gibi çetrefilli meseleleri çözmeye çalışarak Türkiye’yi Batı standartlarına yaklaştırmaya çalıştı.

           Ancak Türkiye’nin girişimleri özellikle nüfusunun büyük ve neredeyse tamamının Müslüman olması nedeniyle Birliğin bazı üyeleri tarafından şüpheyle karşılandı, hatta küçümsendi. Müzakereler üyelik konusunda belirgin bir yola girmeden sürüncemede kaldı.

           Buradaki uzmanlar artık Türkiye’nin bu fikre soğuk baktığını söylüyor. Avrupa borç kriziyle sarsılırken ve Arap Baharı bölgesel güç olarak nüfuzunu kullanması konusunda Türkiye için yeni fırsatlar yaratırken, insanlar bundan birkaç yıl önce akıllarına bile gelmeyen bir teşebbüsü değerlendiriyorlar: Avrupa Birliğinden tümüyle uzaklaşmak.

           20 bin şirketten oluşan ve Başbakan’a yakın dindar muhafazakâr bir grubun kurucusu olan Erol Yarar, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’yi Batı’ya taşıyan ilk muhafazakâr Müslüman lider olmak istiyordu ancak, Avrupa ona ihanet edince bu isteğinden vazgeçti. Bugün, AB’nin Türkiye üzerinde hiçbir etkisi yok ve birçok Türk kendi kendine ‘Neden böylesi bir karışıklığın parçası olalım?’ diye soruyor.” dedi.

           Türkiye’nin geçen hafta Suriye’ye yönelik sert yaptırımlar getirmesi ve olası bir askerî müdahale için hazırlıklar yapması Orta Doğu’daki gücünü gittikçe daha fazla gösteren dış politikasının bir kanıtıydı. Özellikle Türkiye’den Gazze’ye gitmeye çalışan bir gemiye komandolar tarafından düzenlenen baskının ardından İsrail ile ilişkileri dondurmasının ardından Türkiye, İsrail’in Filistin’e uyguladığı muameleye bölgede gösterilen tepkinin güçlü sesi hâline geldi.

          Türk yetkililer AB ile ilişkilerin umutsuz bir vaka hâline dönüştüğünü ve Kıbrıs'ın gelecek yıl AB’nin dönem başkanlığını alması ihtimalinin bu durumu daha da kötüleştirdiğini belirtiyorlar.

           Türkiye Kıbrıs adasının Yunanistan ile birleşmesini engellemek için adayı istila ettiği ve etnik Türk nüfusun yaşadığı bölgede sadece kendisinin tanıdığı rakip bir devlet kurduğu 1974 yılından bu yana Kıbrıs ile inatçı bir siyasi mücadeleye kilitlenmiş durumda. Türkiye’deki günlük Milliyet gazetesinin haberine göre, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geçen ay Londra ziyareti sırasında Kıbrıs'ı "sefil bir birliğe" başkanlık edecek “yarım bir devlet” olarak nitelendirerek küçümsedi. Fransa ise geçen hafta beklenmedik bir adım atarak, Birliğin dışişleri bakanlarının Suriye’yi tartışacağı toplantıya Türkiye’nin de davet edilmesini teklif etti ancak Kıbrıs bu fikri veto etti.

           Bir yüzyıl önce Osmanlı İmparatorluğu dağılırken Türkiye pek de hoş olmayan bir şekilde “Avrupa’nın hasta adamı” olarak adlandırılmıştı. Şimdilerde ise birçok Türk Avrupa çırpınırken, Türkiye ekonomisinin yüzde 7.5 büyüyeceğinin tahmin ediliyor olması nedeniyle övünmekten kendilerini alamıyorlar.

           Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, “Geçmişte bize ‘hasta’ diyenler, şimdi kendileri 'hasta'. Allah onlara şifa versin.” dedi.

           Kıbrıs'ın Temmuz 2012’de Birliğin dönem başkanlığını almasıyla 2006 yılında birçok alanda sınırlı bir ilerleme gösteren Türkiye’nin üyelik görüşmelerinde ilerleme kaydedilmeyeceğine neredeyse kesin gözüyle bakılıyor çünkü Türk hükûmeti müzakerelerin fiilen dondurularak başkanlığın boykot edileceğini açıkladı. Türk yetkililer, özel sohbetlerde görüşmelerin 2014 yılında da çıkmazda olması halinde müzakerelerden çekilebileceklerini de belirtiyorlar.

           Türk halkının bu konudaki görüşü de yön değiştirmiş durumda. Alman Marshall Fonunun yaptığı kamuoyu yoklamasına göre 2004 yılında Türklerin yüzde 73'ü üyeliğe olumlu bakarken 2010 yılında bu oran yüzde 38'e geriledi.

           Türkiye’nin Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış bir mülakatta Türkiye'nin Avrupa Birliğine katılmak için hâlâ istekli olduğunu, genç ve dinamik iş gücü, geniş iç pazarı ve büyüyen bölgesel rolüyle Türkiye'nin zor günler geçiren Birliğe her zamankinden daha büyük bir katkı sağlayacağını söyledi.

           Bağış "Sıkı dur Avrupa, Türkiye seni kurtarmaya geliyor." dedi.

           Öte yandan uzun zamandır üyeliği savunan Türk iş adamları da bu görüşlerini savunmakta gittikçe zorlanıyorlar.

           404 Kimya Sanayi ve ülkenin popüler elma çayını üreten Lezzo isimli bir gıda firmasının da sahibi olan Erol Yarar, Türkiye'nin dış ticaret eğiliminin Doğu'ya kaydığını söyledi. Yine de 2010 yılında Türkiye'nin ihraç mallarının yüzde 56'sını Avrupa satın alırken, sadece yüzde 20’si Orta Doğu’ya satıldı. Bu oran 2004 yılında yüzde 12.5 seviyesindeydi. Yarar "Bu on yıl sürebilir, fakat Arap Baharı bu pazarları daha da çekici hâle getirecektir." dedi.

           Türkiye’yle soğuk ilişkiler Avrupa’nın, İran, Irak ve Suriye ile sınırdaş bir NATO üyesi olan Türkiye'nin bölgede hızlı bir şekilde Batı için önemli bir muhatap haline geldiği Arap dünyasında nüfuzunu kaybetmesine de neden oluyor. Uzmanlar onlarca yıldır ilk kez Avrupa'nın Türkiye'ye, Türkiye'nin Avrupa'ya duyduğundan daha fazla ihtiyaç duyduğunu söylüyorlar.

           Mısır’ın başkenti Kahire ve Suriye’nin Humus kentinin sokaklarındaki protestocular için, Erdoğan 78 milyon nüfuslu müreffeh bir ülkeyi yöneten dindar bir Müslüman lider ve bu da demokrasi ile İslam’ın uyumlu olduğunun güçlü bir işareti olarak görülüyor. Avrupa'nın kendi Müslüman halkına düşman olduğu algısı ise Orta Doğu’daki nüfuzunu baltalıyor.

           Üst düzey Türk yetkililer, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik yaptırımlarını açıklamasının Erdoğan’ın Avrupa’ya sırtını dönerek, Washington’a kucak açmasına işaret eden bir gelişme olduğunu belirtiyorlar. Erdoğan’ın yaptırım konusunu Başkan Obama’yla yakın bir koordinasyon içinde ele aldığını belirten yetkililer, Avrupa’nın sadece destekleyici bir rol oynadığını ifade ettiler.

           Avrupa'nın nüfuzunu kaybetmesi Türkiye'nin Arap dünyasına demokrasi modeli olma iddialarına da zarar verebilir. İnsan hakları savunucuları AB üyeliği ihtimali olmaksızın Türk hükûmetinin otoriter çizgisinin kontrolsüz bir şekilde büyüdüğü uyarısında bulunuyor. Avrupa Komisyonu tarafından kasım ayında hazırlanan bir raporda Türkiye'de 64 gazetecinin hapiste olduğu ve hükümeti eleştiren büyük bir medya grubunun 2.5 milyon dolarlık vergi cezasına çarptırıldığı belirtildi.

           Öte yandan kozmopolit İstanbul şehrindeki hırslı ve iyi eğitimli gençler bile Avrupa Birliği konusundan bıkmış durumda. Uluslararası finans öğrencisi 19 yaşındaki Tuğçe Erbad, şehri ikiye bölen, Avrupa ve Asya'yı birbirinden ayıran Boğaz’ın batısında bulunan hareketli bir kafede kendi kuşağının batmakta olan Avrupa Birliğine üye olma konusunda istekli olmadığını söyledi. Yine de kendisinin ve arkadaşlarının hâlâ Avrupa'yı Arap dünyasından daha cazip bulduklarını da sözlerine ekledi.

          Erbad, "Beyrut yerine Paris'e gitmeyi tercih ederim. Türkiye ne Doğu ne de Batı. Kendi yolumuzda ilerliyoruz." dedi.

      byegm web

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Hür Net Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0000 000 00 00 | Haber Yazılımı: CM Bilişim